| Dersimlim 的个人资料DERSİMLİM照片日志留言簿 | 帮助 |
|
|
4月18日 SUSKUN DERSİMLİMBİR ANLAMİN SONSUZLASAN YAGMUR DAMLALARİ KADAR SAKİN VE MUNZURA BENZEYEN GÖZ YAŞLARİM...
BİZ MUNZURA İHANET ETTİK SEVGİLİ...
yaşanmis ve yasanacak hersey geride kaldi...Yeşerttigimiz bahcede soldu. simdi kap kara siyah düsler yesermekte...
hayat bize yalan söyledi kader yolumuzu cevirdi ve tanrida bize güldü sevgili...
bu kan mevsiminde bir kanli gecitte şıkışıp kaldim...
susuyorum icimde firtinalar. susuyorum icimde akanlar susuyorum icimde ölü benler...
vurulmus yatiyorum öyle bir kursun yedim ki akan kanı durduramiyorum.
yollarla konusuyorum benligimi zarfa koyup sana yolluyorum.
gökyüzüne bak ordayim iste...
sevdalı yarınlarBoyun Borcumdur Sevdalı Yarınlar
Vuslatın uzağında bir sahildesin. Yıldızlı düşler serilmemiş geceye… An, mutluluk kadar uzak. Sağlam kederlere sarılıp yanıyorsun bende bir ayazda… Yapma diyorum sevinçlerimi utandırma… Dinlemiyorsun. Unut diyorum gecelerce denizde yakamozlanan sevdanı. Nefes almak istiyorum ne olur, kendine gel bırak bu sancılı çarpıntıları. Meltem rüzgarıyla sahile vurduğunda, doğuda güneş daha erken doğar biliyorsun. Gölgem ne zaman bir sevdanın üzerine düşse en uzun gece yaşanır. Günler kısalmaya başladığında ayrılık açıları küçülmeye başlar. Unutma, “biz” olan yürekleri tüketemez sonbahar ile eşitlenen mevsimler. Düşler kalabalık bir fırtınanın ardında mahzun kalır hep… Rıhtımda beklenen sevda uzaktır artık hayat kadar. Ayrılık kadar yakındır gün batımında ufuklar. Yüzündeki sıcağı bıraksan da şehrin soğuk kaldırımlarına, vuslat uzaktır. Korkular içinde solar gül yapraklarında takvimler. Kalbine varamadığın yolların eskiyen umutları; çileli, yorgun, çelimsiz birer damla oluverir gözlerinde. Sevdanın tılsımıyla ıslak gül yaprakları serpilir gamzelerine… Ah zaman yok, ah mekan yok aramızda. Gitmelerle yaşayan bir nefes olsa da sevda, sen orada ben burada değiliz. Hep aynı yerde biz’deyiz. Suskun bir zaman içindeyiz ve aşka konuşur tek gözlerimiz. Oysa eksiğiz tutunurken ıslak kirpiklerin kıvrımlarında… Yanağımızdan akan her damla güneşte; amansız, anlamsız, yarım kalan bir şarkı gibiyiz… Ey kanayan kalbim, sanadır bu sözlerim... Söyle kim düşünür senin biçare kırıklarını, yeşermiş kaybolmuşluklarını… Lime lime edilmiş gönül topraklarında bütün başlangıçların cam kırıklarını yalınayak geçerken; sönüktür yıldızlar. Kırık bir rüzgar dolaşırken umuda düğümlü saçlarımı; söz pansumanı ile daha bir kanamalıdır gece yarıları… Ölümdür “yokluk”, avuçlarıma bırakılır… Bastığın yerden kayar yaralı şiirlerim. Günlerden kıyamettir ve açılmayacaktır kapılar. Akşama dönüşürken gün; hüznüne sokulan karanlık azdırır yaralarını. Gece kıyıları yalarken deniz; deli dolu hallerini, boyuna çiçek açan dallarını toparla ve gidelim buralardan. Lakin ölüm kamplarına yol alsan da bir lokma umutla sev, zalimin zulmüne boyun borcundur sevdalı yarınlar. Sessizliğin gamlı kıyısında Bir cumartesiye vururken dalgalar Yaralısın kalbim, Gitmeyi becerebilirsen Dönme geri… Bak ıssız ada Ilık rüzgar Soğuk ellerim Kapı önünde Güleç bir veda Yüreğim, Hadi şimdi yalnız kal… 4月17日 sanadır yar..suskunlugumun Rüzgarına Bırak Düşlerini
Yorgun, argın şiirlerle yalnızlığıma sesleniyorum her gece. Göğsümde bir sıkıntı büyütüyorum hüzün mavisinde… Sustukça sus’uyorum ve susadıkça sana yazıyorum. Uykularımı böldüğün yerden kanıyor gecelerim duyuyor musun... Karanlık hayallerimle tutuyorum ellerinin mevsimsizliğini. Her sabah yalnız uyanıyorum, sessizce ağlıyorum, hala yaşıyorum neden… Uğruna verilmemiş bir can ne işe yarar bu bedende… Güneşin acı çığlığı ile açıyorum gözlerimi. Yüzümü yıkıyor hayalin, sonbaharın en hazin yağmuruyla aynada sana bakıyor gözyaşlarım. Sen yaralı anıların tozunda toprağında oyalanırken, hasretinle yakarım yüreğimi yar… Penceremden rüzgarla gelir ellerin, aynı acı ile dağlanırken yüreğimiz, sensiz üşürüm yangınlarda… Adım adım gül kokan göğsüne yürürüm. Yağmurunda ıslanırken, hasretimle ıpıslak kollarını açıp beni sardığını düşünürüm. Suskunluğumda seslenirken her köşe başında seni beklerim. Her gün yeni baştan, şarkıların hüzün makamına uzanırım, şehrimin sensiz sokaklarında özlemli duvarlara yaslanırım. Kirpiklerimin gölgesinde minik bir umut iç çekerek ağlar. Her gün batımı canıma kasteden düşlerim kanatır gecelerimi. Tedirginim karanlıklarda, anlamsız bir hayatın içinde tek sığınağımsın benim. Sensiz yarım kaldığımdan beri caydım kendimden bilesin. Kararttım gözümü, sana biriktiğim satır aralarında yüzündeki çizgilere dokunduğumdan beri kurşunladım özlemleri. Bilirsin hep unuturum ben. Bu yüzden seni beklemelerim hiç bitmiyor. Unutuyorum yine işte, ellerime yazıyorum “terk edip gittiğini”… Buna rağmen rengarenk düşlerin içinde ellerine sarılıyorum her gece. Olmuyor yar, ellerime değil ne olur gidişlerini yüreğime yaz, yoksa bırakmam seni… Her sabah gündoğumlarını kuşatan sevdalı bakışlarımın hatırına unutsan her şeyi diyorum. Saçlarımın rüzgarına bıraksan düşlerini. Şimdi gelsen de bahsetsek yitik yarınlardan. Ah yar, hep gelişlerini iple çekerken düştüm kör kuyulara. Karanlığıma kadar gel hadi. Gül rengi gözyaşlarım çağlıyor kirpiklerimde, avazım çıktığı kadar bağırıyorum, nerdesin… Zamanın hüzün sığınağında bekliyorum gelmelerini. İçten içe yanıyorum, küllenmeden kanıyorum sevdana. Bunca hüznün içinde bana kendimi sevdirdin sen. Her satır sana, her şarkı, her şiir sanayken ölüm gibi susuyorsun, pusuyorsun gölgelerde. Peşimde bir Eylül kaçsam kaçamam, canına susarım sustuğun kadar… Anla halimi yar, sessizce ağlıyorum, seviyorum haykırmadan, yormadan yorgun kalbini… Ne olur sende duy sesimi, kara toprak gibi sar beni. "Yüreğindeki ölümün gölgesinde gözlerindeki yaşamla hüzün alfabesini uyandırarak yürek yangınlarını kundaklıyan ömrüm..." Sanadır seslenişim; Sevda yolunda hüzünlerim olsa da Düşlerimizdeki o yerlere alıp götür beni Ayrılık yaksa da her gün güneşi Mehtabın akseder al yanaklarıma Uçar gönül kuşum şahince, meydan okur vedalara Dert fasıllarında ismini perçinledim dudaklarıma Bendeki seni öldürmeye çalışma sakın… Sendeki ben kadar kısa değil bendeki ömrün… SENSİZLİKne kolay vazgeçtin..
ne kdar kolay sildin.. anlamanı beklemiyorum.. şimdi uzaktan seni izliyorum.. yine o bildiğin sevdiğim şarkı çalıyor.. Hasretinin Kıyametinde Ölmeliydim ÖLEMEDİM
Kapı önündeki ayakkabılarımı hüzne çevirdim. Gözlerimdeki ıslak sisleri güze çevirdim. Sıklaştırdım sevdana tutsak adımlarımı, Ayak seslerimdeki yürek atışlarını duymanı diledim. Yeniden düşerken karanlıklara, sözcüklerimin yabancılığı ilişti kağıtlarıma. Hiçbiri benim olmayacak kadar umutsuz cümlelerime eğildim. Deniz yanıyordu gözlerimde… Mavilerin en güzeli dökülürken alev alev yanaklarıma; fırtınayı, boranı gözyaşımın rahmetinde dindirdim. Kirpiklerinin arasındaydı dünyam hep onu bildim, onu söyledim. Her dem sonbahardım lakin son sevilen değildim gözünde… Benden bile yakınken bana, terkedilmiş bir yürekle yıkıldım önünde… Küskün sözcüklerimi çıkardım heybemden uluorta ayrılığı salıverdim şiirlerin üzerine. Senli anlamlar yükledim udumun tellerinden dökülen hicazkar nağmelere… Tozlu yollarına en sevdalı güllerimi serdiğim, Düşünüyorum da mutluluk ne denli hızla gelip geçti yanımızdan. Acılı bir sevginin kavuşulmaz özlemi kanatıyor yüreğimi şimdilerde. Sonu gelmeyen yangınların acıları kuşatıyor sıtmalı gecelerimi. Birlikte yürüdüğümüz her kaldırım taşından can kırıklarımı topluyorum her gece yarısı ben… Yalnızlığın sesinde kimliksizim caddelerde, ellerim bomboş, ay bulanık ve bütün mevsimler güz. Her elimi attığım yalan… Ölüm arifesinde adını heceliyorum içimde kilitli yalnızlığa… Peşimde hüznün alfabesi… Soyadın yok adımın gölgesinde… İki ayrı evde aynı yürek yarası… Sular gibi durgunum şimdi canım yanıyor… Biliyorum… Düş kıyılarında yaban bir toprağa gömülecek senli muradım… Ey suskunluğun ince sızısı, Yazdığım her satır arasında söylenmemiş söz oluyorsun. Yağmura yazdığım mutluluklarıma gülümsüyorsun uzaklardan gözlerindeki mavi kuşlarla. Verdiğin sözleri sorsam hatırlar mısın… Çorak olsa da topraklarımız, yıldızlardan salıncak yapacaktın avuçlarımızdan saldığımız gülümseyen çocuklarımıza… En parlak yıldızı saçlarıma iliştirirken, ilkyazları çağıracaktın ayak uçlarımıza… Sevdamızla yağmur yağmur dökülürken solgun yapraklara, yorulduk mu yani… Kedere boyun büken ıslak kelimelerle yalnızlığı öpmek de mi vardı alnımızın yazgısında. Ey avuç içlerimdeki mürekkebin sessizliği, Siyah beyaz fotoğraf karelerinde hayata tutunurken sen, kirpiklerinin arasındaki hayata vurulurdum ben… Ömrünün neşesi, gönlünün gülüydüm hani. Şimdi zemheri gecelerin bana ettiğini bilsen yaralarıma sürer miydin gözlerinin zamansızlığını bilmem… İçimde senden gayrı neyim varsa aldın benden. Hasretinin kıyametiyle ölmekteyim her nefeste. Sense umut ekmektesin başka başka bahçelere… Sonbaharımın hazanı karışırken gecenin matemine, görülmedik bir gül yaprağının kırmızında açıyor gamzelerim… Hasretimin çiçeklerine kapama gözlerini, korkuyorum… Bir fotoğraf karesinde donsa da hayat, günlerime çöreklenen karanlığın zulmünü sonlandır tek bir sözünle… Ya sevdiğince sus… Ya da hep söylediğim gibi yandığınca koş bana… Ey rüzgarın hırçın dili, Her şeye inat gözlerimdeki sonbaharsın sen baharda yeşermeyi reddeden yaşam kaynağım. Saçlarımdaki asi rüzgarsın, tenimden başka yurt bilmeyen aydınlığım. Dudaklarının susuzluğuna yağmurum ben, damla damla sızı, avuçlarının içinde sana eriyen… Sen ya da ben… Günlerin yağmurunda Tam da “Biz” olmuşken… Sevmek en güzel suçsa Yaşamadık mı… Şimdi haykırıyorum güneşe doğru “Hala seni seviyorum” Dünyaya çarparak yankılanıyorken sesim Harfler kara sözcüklere hazırlanıyor yar Suskun dilinle yorma kendini Ayak izlerinin ardında, Tek kelime “ölüm”…
|
|
|